Afganistan’da Kimin İstediği Olur?

Şubat 24, 2020 0 Yorum Analizler , Türkistan 410 Görüntülenme
Afganistan’da Kimin İstediği Olur?

Birçok alanda fonksiyonel düzeyde nitelikleri ortadan kalkmış geride bir devlet kaldı. Ülke topraklarında yaygınlaşan terör örgütünün etkili bir izlenim ortaya koymakla birlikte toplumsal çevreyi krize sürüklediği dünya kamuoyu tarafından takip edilmişti. 2001 yılında Afganistan’daki savaşı Avrupalılar televizyon ekranlarından izlemişlerdi. Sunulan haberler hiper gerçeklikti.

Afganistan tarihine kronolojik olarak geniş bir açıdan baktığımızda, ülke sınırını İngilizler belirlemiştir. Afganlara büyük destek vereceğini söyleyerek geride kavgalı Duranda sınırı bırakmışlardır. Afgan kelimesini bir İngiliz generali dönemin Afgan (Peştun) kabilelerine mensup olan Ahmet Şah Abdalı ’ya armağan etmişlerdir.

Asya’nın kalbinde yer edinmiş büyük Türkistan coğrafyasını bölerek Afganlara bazı bölgeleri tahsis etmişlerdir. Nadir Afşar’dan sonra Afganların eline düşen Türkistan’ın bahtı kara olmuştur. İngilizler girdi, Ruslar girdi, 11 Eylül bahanesiyle Amerika girdi. O gün bugündür doğru düzgün güneşin parladığını göremedik ancak bahtımıza inandık ve yaşamımıza devam ettik.

Taliban terör örgütü hükümetinin devrilmesinden sonra Amerika’nın desteğiyle yeni devlet kuruldu. O günden bugüne kadar ülkede tam dört kez cumhurbaşkanı seçimi gerçekleştirildi. Her defasında vaatler büyük, çağrılar yüksek, hevesler epey fazlaydı. Halk ne bilsin; belki gelen yeni cumhurbaşkanıyla ülkenin kaderi değişecek diye tahayyül ederlerdi.

Halkın o hayali her defasında boşuna çıkıyordu, çünkü halka, hizmete dair hiçbir şey yapılmıyordu, biçare halkı okuma yazmadan dahi mahrum bırakmışlar ki böyle yapmaları normaldi. İdeolojiler kendine biat eden insan ister, düşünebilen bir insan işlerine gelmez; okuyanlar ufka bakar, zaviyesi geniş olur, olayları değerlendirir, eleştirme kabiliyetine sahip olurdu.

Afganistan’ın kaderi kötü ve lanetlenmiş bir toprak olmalı. Mücahit İslamcısı iktidara geldi, radikal İslamcı, liberal, sosyalist, komünist ve hulasa diktatördeki idara geldi, ülke de değişen bir şey olmadı.

Peki, çaresiz halk ne yapmalı?

11eylül 2001 tarihinde ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve NATO gücünü arkasına alarak, çeşitli bahanelerle kendisine meşru bir yol çizerek Afganistan’a girmesiyle birlikte annelerin babaların feryadı dinmemiştir.

Biliyor musunuz Amerika, Afganistan’a nasıl girdi? Belki ilk aklınıza gelen cevap şu olabilir,   “Dünyayı sarsan binlerce masum insanın kanını içen elebaşı Taliban terör örgütü lideri Usame Bin Ladin’i yakalamak için” dersiniz.

Ben öyle düşünmüyorum, siyasi çevreyi ikna etmiş olabilir bu konuda şüphem yok. Ama öyle değildi. ABD uçakları havadan halkın üzerine yağmur gibi bomba yağdırırken, biçare halk korumasızdı, çünkü siyasetçilerle anlaşmıştı. Savaş, Afganistan halkına büyük ekonomik kriz, toplumsal depresyon, açlık ve çaresizlikler bırakmıştı. Yerli halkta kalan tek şey vardı, inandıkları inanç kalmıştı.

Emperyalistin karşısında çok kültürlü büyük bir kitle vardı. Ne kadar siyasetçileri kendi tabi kılsa bile halkı kendine tabi kılamamıştı. Onun yolu da açlık kıtlık geçiren halka gıda yardımı yapmaktı, yardımın arkasında gizli düşünce Afganistan’a girmekti. Ramazan gecelerinde, sahur vaktinde ABD uçaklardan erzak atılırdı çünkü halk ne yapsın yiyecek ekmeği yok, ülke geneli fakir açlık sefaleti sınırı açmıştı. Böylece halkı kendine razı etmişti.

 

Devam edecek…

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!