Azerbaycan’da Şehitleri Anma Günü Sembolü – Hâr-ı Bülbül

Aralık 4, 2020 0 Yorum Kafkasya , Türkistan , Türkiye 140 Görüntülenme
Azerbaycan’da Şehitleri Anma Günü Sembolü – Hâr-ı Bülbül

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’da topraklarını işgalden kurtarmak için yürüttüğü operasyonda şehit olan askerleri anma sembolü –  Hâr-ı bülbül çiçeği oldu. 

Hâr-ı bülbül çiçeği sadece Karabağ’da, özellikle de Şuşa’nın Çıdır Ovasında yetişir. Harı sözcüğü Azerbaycan Türkçesinde “diken” anlamına gelir. “Hâr-ı bülbül” ise dikenli bülbül demektir. Çiçeğe yakından bakıldığında, üç farklı yöne yayılan üç yaprağının ikisi kanat, üçüncüsü ise gagalı kuş başı şeklindedir.

Endemik bitkilerden biri olan Hâr-ı bülbül çiçeği, Şuşa dışında nerede yetiştirilmek istense de sonuç olumlu olmamıştır. Çok kırılgan bir yapıya sahip olan Hâr-ı bülbül,  hızla kaybolur ve kokusunu asla paylaşmaz. Mütevazı bir yüksekliğe ve muhteşem bir duruşa sahip görkemli bir çiçek, pek çok efsaneye ve halk masalına konu olmuştur.

Efsanelerin birine göre, Hâr-ı bülbül dalına konan bülbülü sever, okşar. Alt dallara konan arı bülbülü kıskanır, sokar ve öldürür.

Efsanelerin bir diğerine göre,  İran hükümdarı Feth Ali Şah, Karabağ hükümdarı İbrahim Halil Han’ın kızı, eşi Ağabeyim Ağa’ya aşkının simgesi olarak bir saray inşa eder. Günlerden bir gün Ağabeyim, eşi Feth Ali Şah’tan o sarayda Şuşa’nın bahçelerine benzer  bir bahçe yapmasını ister, böylece ta yüreğine işlemiş vatanı Şuşa’ya olan özlemi bir nebze de olsa dinecektir.

Şuşalı hünerli bahçıvanlar, Karabağ’da yetişen her türlü ağaç, çalı ve çiçeği bu bahçeye dikmiştir. Görkemli bahçeye Vatan Bahçesi adı verilir. Karabağ’dan getirilen tüm bitkilerin ekildiği ve yetiştiği bahçede bir tek  Hâr-ı bülbül  çiçeği yoktur. Şuşalılar için değeri paha biçilemez bu çiçeğin bahçesinde olmamasına üzülen Ağabeyim, keder ve üzüntü dolu şiirler kaleme alır.

Hâr-ı bülbül  çiçeği ile ilgili efsanelerden en hüzünlüsü, çiçeğin bu adı almasıyla ilgilidir. Efsaneye göre bir gün sevgilisi çiçekle buluşmak isteyen bülbül, kuvvetli bir rüzgâra yakalanır. Kibirli rüzgarın amacı, bülbülün gözleri önünde çiçeği aşağılamaktır. Rüzgar kendi gücüne güveniyordu, çünkü estiğinde dünyayı tozla kaplar, tüm canlılar önünde eğilirdi. Kendisine direnmeye çalışanları ise ezip yok ederdi.

Rüzgar estiğinde devasa çınar ağaçları, selviler ve söğütler onun önünde tekrar tekrar eğilir. Sadece narin, güzel, hoş kokulu bir çiçek rüzgârın kibrine boyun eğmez. Bunu görünce rüzgar şaşkına dönerek: “Sen güçsüz, zayıf bir çiçeksin! Bana boyun eğmemeye nasıl cüret edersin! Bu gücü nereden alıyorsun?” der. Gül kendinden emin bir şekilde: Aşktan! Aşkın gücü yenilmezdir. Aşık kibre boyun eğmeyecektir. Bülbüle olan aşkım sana boyun eğdirmeyecektir.” diye cevap verir.  Rüzgar: “Bakalım! Sen aşkını test ediyorsun, ben gücümü”  diyerek daha sert eser. Rüzgar’ın gazabına dayanamayan çiçeğin bir yaprağı eğilir. Rüzgâr, zaferden sevinç duyarak daha yüksek sesle kükrer, çünkü bir süre sonra çiçek rüzgarın önünde boyun eğecekti. Tam o anda yetişen bülbül, göğsünü bükülen çiçeğin göğsüne dayayarak kendini siper eder ve çiçeğin eğik yaprağını düzeltir. Yaprağı düzeltmeye çalışırken çiçeğin dikeni bülbülün göğsünü delmiştir. Bülbül ölür ama çiçek bir adım bile eğilmez. O zamandan beri aşk uğruna kendini feda eden bülbülün adı “Hâr-ı bülbül” olarak kalır. Çiçek ise bundan sonra hep Hâr-ı bülbül şeklinde çiçek açar.

 

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!