Balkan Kültürü ve Medeniyeti

Kasım 26, 2017 0 Yorum Analizler , Balkanlar , Bölgeler , Şehirler 1515 Görüntülenme

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana gerek coğrafi, gerek bölgesel, gerekse iklimsel faktörlerin etkisiyle toplumları birbirinden ayıran özellikler ortaya çıkmıştır. Zaman içinde milletler doğmuş ve her millet kendi değerlerini taşıyan kültürel yaşam biçimini oluşturmuştur.

Çeşitli faktörlerin yanı sıra, toplumların üzerinde yaşadığı coğrafya da insanların yaşam biçimlerini belirlemede oldukça etkin durumdadır. Bu kimi zaman din, dil, inanç, yaşam biçiminde olduğu gibi örf ve adetleri de etkisi altına almıştır. Dünyanın farklı bölgeleri göz önünde bulundurulduğunda verilen bilgiler teorik alandan çıkıp gerçekte var olduğunu görmek mümkün.

Bu yazımda Balkan coğrafyası ve burada yaşayan insanların kültürel yaşam biçimlerini anlatmaya çalışıp, en temel özellikleri üzerinde duracağım. Böylelikle Balkanları kapsayan genel bir çerçeve oluşturacağım. Bundan sonraki yazılarımda ise bu yarım adayı biraz daha derinden tanıtmayı, dağ, yol, şehir hatta köyleri anlatıp, burada yaşayan insanları sizlerle buluşturmaya gayret edeceğim.

Aslında Balkan coğrafyası ve burada yaşayan milletlerin tarihçesini anlatmaya uzun uzadıya yazılar gerekebilir. Bu toprakların tarihçesi en eski uygarlıklara dayanmaktadır. Aynı zamanda birçok millet ve etnik kökenin yaşamış ve yaşıyor olması Balkanların tarihini anlamayı daha da zor hale getiriyor.

Önce terminoloji ile başlayalım. Kelime olarak Balkan sözünü incelediğimizde aslında bu coğrafyaya dair genel bir fikir oluşturmak mümkün. “Bal” ve “kan” kelimelerinden türeyen Bal-kan sözcüğü bu topraklarda hem güzel hem de tarih savaşlarında emdiği kanları anlatan özet bir bilgiye benzetilebilir. Bir diğer anlamı ise Türkçe’nin yöreye göre değişen bazı ağızlarında Balkan kelimesi “dağlık bölgeleri” tarif etmek için kullanılmakta hatta doğrudan “dağ” anlamına gelmektedir.  Öyle ki kelimenin ikinci anlamı da bu yarım adanın coğrafi özelliğini ortaya koyuyor.

Balkan tarihçesine şöyle bir bakacak olursak stratejik olarak savaşların merkez noktası olmuş denilebilir. Birçok imparatorluğu üzerinden geçiren bu yarım ada özellikle Dünya Savaşlarında çatışma noktası haline gelmiştir. Bunun temelinde yatan meseleyi Balkanların bulunduğu konumun ticarete elverişli olması ve birçok milletin bir arada yaşamasına bağlayabiliriz. Hele ki kapitalizmin hüküm sürdüğü bir yakın tarihten söz ediyorsak büyük güçlerin bu topraklarda hakimiyet kurmaya çalışmaları kaçınılmaz hale gelmiştir.

Balkanlarla ilgili diğer bir bilgi de bu kadar küçük coğrafi alana sahip olup birçok milletin bu topraklarda yaşamasıdır.  Gerçekten de bu milletlerin büyük bir kısmı bu toprakların yerlisi olduklarını iddia etmektedirler. Bunun sebebi ise çeşitli imparatorlukların yıllarca hüküm sürmesinden kaynaklanmaktadır. Bir örnekle anlatılacak olursa, Osmanlı İmparatorluğu iskan politikasıyla Balkanlar’a Anadolu Türkler’ini yerleştirmiş ve 550 yıl hakimiyetini sürdürmüştür.  Osmanlı, Balkan Türklerine Evlad-ı Fatihan (Fethedenlerin Torunları) adını vermiş ve İmparatorluğun bir parçasını da bu topraklar oluşturmuştur. Belki bir parçası demek bölgenin Osmanlı için taşıdığı önemi anlatmada eksik kalacaktır. Çünkü bu topraklar Osmanlı’nın merkezini oluşurmuş, Avrupa ile İmparatorluğu birleştiren bir köprü vazifesi görmüştür. İmparatorluğun merkezi olmasından kaynaklanan bir durum olacak ki bu topraklarda Türk dili, medeni kişilerin dili olarak bilinmiştir. Türkçe konuşmak, Türkçe bilmek medeniyeti temsil etmiştir.

Yüzyılların geçmesiyle birlikte burada yaşayan Türkler bu toprakları sahiplenmiş ve kendilerini göçmen adıyla tanıtmamışlardır. Aynı şekilde Sırplar, Makedonlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Hırvatlar, Ulahlar, Pomaklar ve bu gibi birçok etnik gurup da Türkler’in söylediklerinden farklı pek bir şey söylememektedirler.

Karmaşık tarihini bir kenara bırakacak olursak, Balkan topraklarının en güzel özelliklerinden biri de bu yarım adanın kendine has, dünyanın diğer kültürlerinden sıyırıp onu öne çıkaracak bir kültür, gelenek, örf ve adetlerinin olmasıdır. Denilebilir ki bunca millet bir arada yaşayıp hem kendi kültürünü koruyabilmiş hem de kimi zaman kültürlerarası bir harmanlama yapılıp daha zengin bir yapı ortaya çıkarılmıştır.

Osmanlı’nın yüzyıllarca Balkanlar’da var olması, Anadolu kültürünü de bu topraklara taşımıştır. Camileri, tekkeleri, hanları, pazarlarıyla şehirlerin yapısı bile bunu göstermektedir. Son dönemlerde farklı mimariler boy göstermeye başlamışsa da en temelinde Osmanlı mimarisi ve Osmanlı düzeni hakimdir.

Kültürden söz ediyorken yöresel kıyafetleri de unutmamak lazım. Belki de Balkanları diğer pek çok yerde tanıtan en önemli öğe bu olmuştur. Birçok kişi için Balkanlar deyince oluşan profil yöresel kıyafetler içinde olan kişilerdir. Her bölgenin kendine has rengarenk giyisileri mevcuttur.  Bunun yanında bir diğer vurgulanması gereken nokta da Balkanların müziği olmuştur. Neşeli müzikleriyle dünyaya ün salmıştır. Hele bir Rumeli Türküsü çaldı mı sokakların neşesi yerine gelir.

Tabii mutfak kültürünü de unutmamak lazım. Balkanlardaki insanlar misafirlerine kahve ikram etmekle meşhurlardır. Günde beş fincan kahveyi başka hangi toplumdaki insanlar içebilir ki? Bunun adı “Kahve sevdası”…

Kültürün yanı sıra diğer vurgulanması gereken konu da burada yaşayan milletlerin inancı. Aynı ülke, aynı şehir hatta aynı mahalle içinde iki ya da ikiden fazla farklı inanca sahip insanların yaşadığını söyleyebiliriz. Bu zaman zaman patlak verip çatışmalara hatta savaşlara neden olsa da yine de demokratik açıdan olumlu bir şekilde değerlendirilebilecek bir konudur. Müslüman ve Hristiyan dini inancına sahip milletlerin aynı bayrak altında yaşıyor olması özellikle son zamanlarda çok örneği verilebilecek bir durum değil…

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!