Devrimci Yazar Nuri Pakdil

Şubat 1, 2018 0 Yorum Röportajlar , Türkiye 1378 Görüntülenme

Bir kaç arkadaşla Nuri Pakdili ziyarete gittik. Ben de orhaajans.com için onunla röportaj yapacaktım.  Kapıdan içeri girdiğimizde bizi kendisi karşıladı. Elinde kağıt kalem vardı. İsimlerimizi ve nerden geldiğimizi sordu. Bize de kalem kağıt verdi. İsim,soyisim ve numaramızı yazmamızı istedi. Kendisi de elindeki kağıta yazmaya başlamadan önce saatine baktı 18:05 diye not düştü… O çocukluğundan böyleymiş. Her gününü not edermiş….

Kamal İlhamoğlu: Nuri Pakdil kimdir? Gençler onu nasıl tanımalı?

Nuri Pakdil: Aslında bu sorunun cevabını ben değil beni tanımak isteyen, kitaplarımı, düşüncelerimi, savunduğum fikirleri bilen insanların cevaplaması daha doğru olur. Ama genel hatlarıyla söyleyecek olursak Maraş’ta, 1934 yılında doğdum. Güzel İstanbul’umuzun Müslüman olduğu, bize katıldığı günü de (29 Mayıs) doğum günüm sayıyorum.

Her şeyden önce bir yazarım ben. Benim yazarlığım kimliğimi, kişiliğimi tayin eder. Bugün  itibariyle yayımlanmış 47  kitabın yazarıyım.

Kamal İlhamoğlu: Sizi özetleyen özel bir cümleniz var mı? Nuri Pakdil ismi zikredilince akla gelen ilk cümle sizce ne olmalı?

Nuri Pakdil: Devrimci bir Müslüman, devrimci bir yazarım. Devrimci bir yapım vardır benim. Bununla da gurur duyuyorum, onur duyuyorum.

Kamal İlhamoğlu: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdiniz ancak sizi daha çok hukukçu olarak değil,  edebiyatçı, yazar olarak tanıyorlar. Peki öyleyse neden edebiyat bölümü değil de hukuk fakültesi?  

Nuri Pakdil: Efendim biz liseyi bitirdiğimiz dönemler ülkemizin sıkıntılı dönemleriydi. İnsanlar yazdıklarından dolayı çeşitli baskı ve suçlamalara maruz kalıyordu. Bizler de o dönemler kendi hak ve hukukumuzu bilmek zorundaydık. Biz hep düşünüyorduk ne yazarsak, fikrimizi nasıl ifade edersek suçlanmaya maruz kalmayız diye. Edebiyata en yakın fakülte de hukuk olduğu için hukuku seçtik. Hem hak ve hukukumuzu  bilecektik hem de edebiyata yakın bir bölüm okumuş olacaktık. Şimdi bu söylediklerimizi dikkate alarak benim mühendislik okuyacak halim yoktu her halde. İlaveten de bir cümle söyleyeyim edebiyat fakültesinden çıkmış hiç bir ciddi yazar yoktur. Edebiyat fakültesinden edebiyat öğretmeni, hoca çıkar.

Kamal İlhamoğlu: Edebiyatla İlgilenmeniz nasıl başladı?

Nuri Pakdil: İlkokuldan itibaren gerçekten bir şeyler karalamaya başladım. Rahmetli annemin ve babamın yoğun teşvikleri ile okuma-yazma koşusuna başlamış oldum.

Lisedeyken ‘Hamle’ adında birkaç sayı çıkan bir dergi çıkarttım. Bu dergi bir lise dergisi olmanın ötesinde geniş yankı buldu. Anketler yapıyor, Türkiye’nin o dönemdeki ünlü yazarlarına mektuplar yazarak görüş alıyorduk. Yazmak, uzun yürüyüşe başlamaktır. Yazarın ödevi, yazmaktır. Bir yazar, ancak, yazarak girebilecektir insanlığa. Bu bağlamda yazmak, bir hayat biçimim olmuştur benim.

Türkiye’de, ilkin edebiyat ürünlerinin etkisiyle başlayan yabancılaşma, gele gele belli dönem  şirk sürecine ulaştı. Halkının inançları dışında, halkına karşı bir edebiyat oluştu. O dönemlerin  edebiyatı, Asya’dan, Afrika’dan, Ortadoğu’dan kopuktu; Ortadoğu’yu inkâr belgeleriyle doluydu.  Bu süreçte oluşmuş edebiyat eserlerinde, sanat eserlerinde, insanın metafizik devinimini göremezdiniz.

Biz, ülkemize edebiyatla gelen ve yerleşen bu yabancılaşmanın, yine ancak edebiyatla ülkemizden atılabileceğine inanıyorduk. Bilinçli bir oluşum için en çok sanata, edebiyata gereksinim olduğuna; insan ruhuna giden tüm yolların edebiyattan geçtiğine; bir ulusu, olumlu ya da olumsuz yönde oluşturan gücün, o ulusun edebiyatı olduğuna inanıyorduk. İşte tam bu dönemlerde Edebiyat Dergisi’ni çıkarmaya  karar verdik. Sanatı, edebiyatı, birincil kaygımız yapışımız bundandı.

Kamal İlhamoğlu: Bir çok kesim sizin muhafazakâr bir yazar olduğunuzu söylüyor. Siz kendiniz ise bir röportajınızda  ben muhafazakâr yazar değilim devrimci yazarım diyorsunuz. Bu durumu nasıl açıklaya bilirsiniz?

Nuri Pakdil: Evet her zaman söylüyorum. Nuri Pakdil muhafazakâr değil, devrimci bir insandır. Hem muhafazakâ hem de devrimci aynı anda olunmaz. Tabii burada biz klasik devrimden bahsetmiyoruz. Yer yüzünün gelmiş geçmiş en büyük devrimcisi Hz. Muhammed (s.v.s)dir. Ben onun mesajını insanlara ulaştıracak bir devrimden bahsediyorum. Dolayısıyla insanların içinde bir devrimden bahsediyoruz. Eğer insanların içinde o devrimi gerçekleştiremezseniz iktidarı değiştirmenizin hiç bir anlamı kalmaz. Bugün siz devrim diye ortaya çıkarsınız yarın başkaları başka bir fikirle devrim diye ortaya çıkar. Önemli olan insanların gönlünü fethetmektir. Sayısal olarak üstünlüğü sağlayabilirsiniz ama kültürel olarak bir devrim yapmazsanız yarınlardan bahsetmeniz zor olur. Yarın da iktidar olabilmek için ve daha önemlisi gelecek nesillere gelişmiş bir ülke bırakabilmek için kültürel olarak devrim yapmalısınız.

Kamal İlhamoğlu: Türkiye’nin son dönemlerdeki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nuri Pakdil: Yurdumun çağ için gereği belli. ‘Umut’ kelimesi yerine ‘Türkiye” adını yazsak yeridir. Çünkü Türkiye, yalnız kendi kendisi için değil,Türk dünyası için Ortadoğu ülkeleri için de var olmak zorundadır.

Ben Türkiye’nin, özellikle Ortadoğu için tartışılmaz önemde bir işlevi olduğunu görüyorum ve yeryüzünü kurtaracak hareketin ancak Türkiye’den başlayacağına inanıyorum. Bu bağlamda gençlerimize hep umutla bakıyorum ve önemsiyorum.

Kamal İlhamoğlu: Sizi Kudüs şairi olarak da tanıyoruz. Son Kudüs olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nuri Pakdil: Filistin davasına inanmış ve bu davanın başarıya ulaşması için karınca kararınca çaba sarf etmiş bir yazarım. Bu çabanın ana tetikleyicisi elbette Filistin topraklarının bir parçası olan Kudüs’ün Ezelî Ebedî Ulu Önderimiz, Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in Mirac’a çıkarken son ayak bastığı yer oluşudur. Öte yandan benim Kudüs sevgim, çocukluğumda sevgili annem Vecihe Hanım’ın bana yoğun bir şekilde Kudüs sevgisi aşılamasından gelmektedir. Elbette, babam Emin Efendi Hoca da bana mütemadiyen Kudüs sevgisi aşılamıştır.

Benim dünyamda, İstanbul’un özel bir yeri, Kudüs’ün daha özel bir yeri vardır. Yüreğimizin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır. Tutsak Kudüs’e borcumuz, Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır.

Mekke, Medine, Kudüs ve İstanbul sevilmeden hayatın, yani varoluşumuzun hikmeti kavranılamaz.

Ezelî ve Ebedî Ulu Önderimiz, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Mirac’a yükselirken en son ayak bastığı yerin Kudüs olmasından başlamaktadır. Bizim eylemimizin evrenselliği. Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez. Kudüs’ü bunun için çok seviyoruz.

Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Çünkü, gerçek bağımsızlık, yüzyıllar boyunca damlatılarak oluşturulan bir birikimdir. İnsanın onurunun asal kaynaklarından biridir, putçuluğun kesinlikle iptalidir.

Kudüs ve İstanbul, bilinci, irâdeyi, vicdanı, sorumluluk duygusunu temellendiren, bunları birbirleriyle ilişkilendiren, birbirleriyle eklemleyen ve politik duruşumuzu hemen hemen remzlendiren, simgeleyen; gerçeklilikle perçinleyen, örtüştüren iki Asal Bağış’tır, iki Asal Lütuf’tur bize. Kudüs bizim ideolojik temelimizdir. Yüreğidir İstanbul’un.

Kamal İlamoğlu: Sayın Nuri Pakdil, bize orhaajans ekibine son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Nuri Pakdil: Size ve ekibinize başarılar diliyorum: Çalışmalarınızın devamlı olmasını arzu ediyorum. Ve sizi devrimci selamımla selamlamak istiyorum.

“Siz antiemperyalist, antikapitalist, antinasyonalist, antisiyonist, en önemlisi de antifiravunist bir bilinçle selamlıyorum”.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!