Gagauzların Tarihi’nden bugüne Bir Başka Bakış!

Eylül 22, 2021 0 Yorum Analizler , Balkanlar 31 Görüntülenme
Gagauzların Tarihi’nden bugüne Bir Başka Bakış!

Stepen Bulgar’ın yazdığı “Gagauzların İstoryası Orta Asirlardan Büünkü Güna Kadar” kitabını bir solukta okudum. Bildiğimiz birçok bilgiyi tashih ettik. Öncelikle gezelim görelim, gördüklerimiz veya görmediklerimizi de yazalım şeklinde bir kitap değil. Daha ilk cümlesi “Gagauz halkının tarihi, sadece olayların kroniği değil halkın başından geçenler ve kaderi”  diye başlıyor. “ Zorlukların hepsi bir kadermiş gibi küçük halkların başına gelir” feryadıyla devam ediyor.

Gagauzların tarihini yazarken Karadeniz’in poyrazı (kuzeyi) Peçenek, Oğuz ve Kuman göç yolları ve onların kaderi özetleniyor. Mezar benzerlikleri ve konuştukları dilleri ile aynı kavimden oldukları görülüyor.

Bulgarların Türk kökenlerine de ayrıca yer veriyor. 1320 yılında kurulan Dobruca devletini oluşturanların kökenlerini buradan öğreniyoruz. Dobruca Knezliğinin kurucuları Balık Bey, Teodor ve Dobrutita ayrı ayrı anılıyor.

Doğu ve orta Avrupa hem de güneyinde (üülen) yer alan göçebe Türk boylarının coğrafyada yerleştirildiklerinde (oturtturulduklarında) kıyafetlerini, dinlerini ve dillerini nasıl kaybettiklerini tespit etmiş yazar. Entegrasyondan asimilasyona giden yolun kilometre taşlarını döşemiş.

Onuncu yüzyılda, Prut ve Nistru Nehirleri arasındaki topraklardaki Uzların (Oğuzların) etnik kökenlerini anlatırken onların kimilerinin on bin beygir ve yüz bin koyun beslediklerini ifade etmektedir. Bölgedeki Türkler Bizans tarafından “Uz”, Araplar tarafından “Oğuz” olarak adlandırıldığını ifade etmektedir.

Bucak, bugünkü Moldova’nın güneyi ile Ukrayna’nın güney batı uç noktası olarak tanımlanmakta ve onuncu asırda bu bölgede Gagauzların ataları Uzlar bu bölgede görüldü.

Balkanlara geçişin Anadolu insanına Geli Bolu Bolayır’dan Çimpe Kalesi’nin Süleyman Paşa tarafından 1352 tarihinde zaptı ile olduğu ifade edilir ki doğrudur. Ama eksiktir. On birinci yüzyılda Tuna’nın güneyine Balkanlara Oğuzların (Uz) 1064 yılında Kumanların poyrazdan baskısı ile yerleştiği görülür. Onlardan önce ise Bulgar Türklerinin ve Oğuzların baskısı ile Peçeneklerin geçtiği bilinir. Yani Oğuzların Osmanlı döneminde Balkanlara geçişi en son geçiştir. İlk geçiş değildir.

Bizans ile Oğuzların arasındaki savaş ve Oğuzların Tuna’nın üüleninde yer tutmaları ile 1065. yılda sona erdi. Oğuzların bir kısmı Tuna’nın poyrazına geçtiler. Bizans ile barış eden Oğuzların bir kısmı bugün Batı Trakya’nın batısında Zihna Kalesi ve civarına yerleştirildi. Nea Zihni kasabasının yakın zaman önce kaybettiğimiz belediye başkanı Gagauzdu. Büyük bir kısmı ise Varna ve civarına yerleştiler. Köylerini kurdular. Türk dilini bilen Ortodoks Papazlar tarafından vaftiz edildiler. Bizans içine yerleşen Uzlar ki Gagauzların atalarıdır yerleşik hayata yavaş yavaş geçtiler. Hayat neredeyse orada olan Uzlar zamanla toprağa bağlandılar. Onlardan önce gelen Peçeneklerle, Bulgarlarla da iç içe yaşadılar.

Gagauzlar, Balçık merkezli Dobruca Despotluğunu ya da “Uz Devleti”ni kurdular. 14. Asırda karşımıza çıkan bu devlet Varna Savaşı (1444) ile bölgenin Osmanlı Devletine katılımına kadar yaşamıştı. Bugün o devletten geriye kalan en önemli hatıra Balık Bey adına kurulan Balçık, Dobrotiçi adına Dobruca (Dobriç).

Osmanlı döneminde millet tanımlaması din üzerinden yapıldığından Gagauzlar İstanbul Kilisesine bağlı kalarak bölgede yaşamışlar. Anadolu’daki Türkçe konuşan Karamanlılar gibi “Rum Milleti” içinde sayılmışlar. Rum Milleti tarifini Yunanla karıştırmamak lazım. Roma’dan –Bizans’tan Ortodoks olarak ne kaldıysa “Rum (Roma) Milletindendir.

Fransız İhtilali ve millet tarifinin bugünkü anlamını kazanması, din birliğinin önüne dil birliğinin geçmesinin Balkanlar’da uygulanması acı hatıralar bıraktı. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve devamında en acı göç hareketleri Stephan Bulgar’ın da ifadesinde yer bulan az nüfuzlu halklar üzerinde acımasız etkisi olmuştur. Hadi ben bir satır ilave edeyim. Bugün de devam etmektedir.

Kiliselerin ayrılması Bulgar Kilisesinin ortaya çıkması ile Kara Deniz kıyısında yer almayan Gagauzların Bulgar Kilisesine bağlanması ve Türkçe yanı sıra Bulgar dilini öğrenmeleri, Karadeniz sahilinde yer alan ve İstanbul Kilisesine bağlı Gagauzlarla Rumca ve Türkçe üzerinden ilk ayrılıkları görülür.

Osmanlı-Rus Savaşları da aynı zamanda din üzerinden göçlerin başlamasına neden olur. Üüleye hiç de Kırımlı olmayan Altınordu bakiyesi Tatar ve Nogayların Dobruca’ya indikleri, poyraza ise Gagauzların ve Bulgarların karışık olarak Bucak’a geçtikleri görülür. Bu savaşlar sırasında bir kısım Gagauzların da Nea Zihni ve civarına da göç ettiklerini ifade etmeliyiz.

Gagauzların Türkiye’de Mübadeleye kadar Edirne ve civarında da yaşadığını biliyoruz. Mübadele ile onlar da Yunanistan’a gönderilmiştir. Gidenlerin acı hatıraları olduğunu biliyoruz. Ama bu acı hatıralara rağmen hemen sınırın ötesine Kum Çiftliği ve çevresine birgün dönme ümidi ile yerleştiklerini unutmamak lazım.

Lafın özü dilleri ile Ankara’ya, dinleri ile Moskova ve İstanbul’a bağlı olan Gagauzların yüreklerinin çarpma hızının hızla azaldığını varlık ve yokluk arasında ince bir çizgide bulunduklarını görüyorum. İçim yanıyor.

Güç sahiplerinin ufuksuz, mefkûresiz yaptıkları çalışmalarla anca kendilerini kurtardıklarını görüyorum. İçim yanıyor.

Kalp atışlarının ritmi Bükreş, Sofya, Moskova hatta Atina ile aynı olanlar dışında ufuk ve mefkûre sahipleri Ankara’dan bir hayat sesi duyamamanın hüznünü yaşıyor.

Aziz milletimizin bu kıymetli parçasının bireylerinden Türkçe dil savunucularına indirilen son darbe nereden gelirse gelsin hatıramızda “affetme” olarak yerini almıştır.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!