Kıbrıs Gazisi Özkan: “Türkiye adaya gitmese, tek bir Türkü sağ bırakmayacaklardı”

Ağustos 17, 2019 0 Yorum Röportajlar , Türkistan , Türkiye 96 Görüntülenme
Kıbrıs Gazisi Özkan: “Türkiye adaya gitmese, tek bir Türkü sağ bırakmayacaklardı”

İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 45. yıldönümü dolayısıyla Kıbrıs Gazisi Azmi Özkan ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Beşparmak Dağları’nın sarp kayalarına kanla yazılan destanın kahramanlarından olan Özkan, daha önce dile getirilmemiş olanları bizlerle paylaştı. Kendisi, 2007 senesinden bu yana Türkiye Muharip Gaziler Derneği Marmaris İlçe Temsilciliği vazifesini sürdürüyor.

Harekâta dair dikkat çekici bir anınız var mı?

‘‘Vatani görevimi yaptığım Ankara Etimesgut’ta konuşlu bulunan Gösteri ve Tatbikat Alayı, Tank Taburu’na Kıbrıs’a intikal etme emri verildi. Önce Mersin’e gittik. 20 Temmuz’daki ilk çıkarmayı burada takip ettikten sonra Ağustos’ta adaya ayak bastık.

Kıbrıs’a ulaştığımızda Lefkoşa-Girne hattında çok küçük bir alanda Türk hâkimiyeti sağlanmıştı. Girne plajı alınmıştı. Paraşütle inen komandolar ile denizden çıkarma yapan askerlerimiz buluşmuşlardı. Böylece yarım hilal şeklinde bir koruma bölgesi oluşturarak daha sonra adaya gelecek askerlerimizin güvenliği sağlanmıştı. Bizler de ikinci harekâta katılmak için bekledik. Bu süreçte ise adaya takviye Türk birlikleri gidiyordu.

Cenevre’deki konferanslardan bir sonuç alınamayınca ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası ile ikinci harekâta 14 Ağustos’ta başladık. Dağınık halde bulunan ve farklı cephelerde ilerleyen askerlerimiz arasındaki iletişimin sağlanmasında görev aldım. Haber merkezinden aldığım parolaları, emirleri bizzat alakalı birimlere aktarıyordum. Görevimi çok önemliydi.

Esaret altındaki köyleri tek tek kurtararak belirlenen hedeflere ulaştık. Kendimizi sıcak çatışmanın içinde bulduğumuz anlar da oldu. Magusa yönüne doğru tanklar ve askeri araçlarla konvoy halinde ilerlerken üstümüzde Birleşmiş Milletler’e ait beyaz bir helikopter belirdi. Komutanlarımız, yerimizin tespit edilebileceğinin farkına vardı ve helikoptere ateş açılmasını söyledi. Hava aracının casusluk faaliyetinde bulunduğu aşikârdı. Nitekim kısa bir süre sonra da havan mermileri başımıza yağmaya başladı. Rumlar, otelin çatısında mevzilerini kurmuşlardı. 1 saate yakın bir süre bombardıman sürdü. Aynı güzergâhta İngiliz Dikilya üssünden de taciz ateşlerine maruz kaldık. Bu esnada tank birliğimizden 3 Mehmetçik şehadet oldu. Daha sonra misliyle karşılık verildi”.

Türk halkı, sizleri nasıl uğurladı?

Ankara’dan Mersin’e yaptığımız yolculuk boyunca halkımızın büyük sevgi gösterileri ile karşılaştık. Vatandaşlarımız, her yerde bizleri misafir etti. Yurttaşlarımızın ilgisi üst seviyedeydi. Her türlü fedakârlıktan geri durmadılar, askeri el üstünde tuttular. O dönem için milli bütünlük sağlanmıştı.’’

O günlerin canlı şahitlerinden biri olarak Kıbrıs Türklerinin ve mücahitlerin durumunu aktarır mısınız?

“Adaya vardığımızda cephanelerimizi ve silahlarımızı Kıbrıslı soydaşlarımız gemilerden boşalttı. Yitirdikleri sevdiklerinin derin hüzünleri gözlerinden damla damla süzülüyordu. Çoluk çocuk, genç yaşlı herkes oradaydı. Rumların, kendilerine uyguladıkları zulümleri anlattılar. Bizleri büyük bir sevgiyle bağırlarına bastılar. Ellerinde Türk bayraklarını dalgalandırıyorlardı. O insanların yüreklerindeki ateşi söze dökmeye kelimelerin gücünün yetersiz kalacağı inancındayım.

Mücahitlerin büyük bir bölümü harekât öncesi Rum çeteleri tarafından yakalanıp esir edilmişti. ENOSİS hayaline inananlar, Türkiye’nin askeri müdahalesinden evvel Türk köylerini basmış ve eli silah tutanları tutsak kamplarına götürmüştü. Türk yerleşim birimlerinde büyük oranda kadınlar ve çocuklar kalmıştı. Türk askeri ile birlikte savaşan mücahitler ise ön saflarda yer aldı. Rauf Denktaş’ın 1958’de kurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı, EOKA terör örgütüne karşı büyük yiğitlikler göstermiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönüllü subayları, TMT mücahitlerini eğitmişlerdir.’

Kıbrıs Türkünün iliklerine kadar yaşadığı büyük acılar hakkındaki hislerinizi nasıl ifade edersiniz?

‘Katliamlar, harekâtın sonuna doğru gün yüzüne çıktı. Rumlar, geri çekilirken Türk köylerini yaktı, yıktı. Atlılar, Muratağa, Sandallar köyleri ölüm çukurlarının olduğu yerler arasındaydı. Kana susamış caniler çocuklara bile acımamıştı. İnsanların canlı canlı gömüldüğünü söylüyorlardı. Küçük bir balanın bedeninden çıkan 25 kurşun; nasıl bir öfkenin, kinin, nefretin sonucudur? Anlamak imkânsız. Günümüzde dahi cesetlerin kimlik tespit çalışmaları devam etmektedir. DNA testleri yapılarak kayıpları bulmaya çalışıyorlar. Birleşmiş Milletler gözetiminde gerçekleştirilen kazılarda yürekleri dağlayan manzaraları tarif etmek zor. Türkiye, barışı tesis etmek için adaya gitmeseydi tek bir Türk dahi kalmayacaktı.’

 Milletimizin mayasındaki memleket sevdasına, ulusumuzun yüreklerinde var olan çelikten sağlam inanca dair düşünceleriniz nelerdir?

‘Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Allah, kimseyi savaştırmasın. Çünkü gördük ve yaşadık. Ama insan hürriyeti ve yurdu için tabi ki de harp etmelidir. Türk ordusu, mazluma kalkan olan kutlu bir ordudur. Söz konusu vatansa milyonlar tek bir sözü haykırır: Ya İstiklal, Ya Ölüm! Bugün olsa yine bedel ödeme noktasında tereddüt göstermeyiz. Tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.’

Türk Milletine –özellikle yarınlarımızın çınarları olacak genç fidanlarımıza- yönelik dile getirmek istediklerinizi söyler misiniz?

‘’Kıbrıs’ta yaşayan bazı gruplarda, Türklük şuuru tamamen yok olmuş durumda. Özlerine sırt dönenleri çoğunlukla yeni nesiller oluşturuyor. Köklerine yabancılaşan bu tür beyinler, Türk askerinin adadaki varlığını bile tartışıyor. Bununla birlikte memleketini seven ve tarih bilincine sahip kişilerin de olduğunu vurgulamak gerek. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini sıkça ziyaret ediyorum. Bizim dönemdeki insanlar, ay-yıldızın değerini biliyor. Rumların ve Yunanlıların insanlık dışı vahşetleri onların hafızalarında dün gibi canlılığını koruyor.

Adanın Rum tarafında “Bekledim de gelmedin” şarkısı çalınıyordu. Mesajın hedefinde TSK vardı. Buna karşılık, Türk tarafının radyolarından şu sözler yükseliyordu: “Bir gece ansızın gelebiliriz” Biz de gittik, gereğini yaptık ve geldik.

Bugün olsa gene önlerde oluruz. Yeni kuşak ise milli kimliğinden yoksun bir şekilde yetişiyor. Rum kesimine gıpta ile bakıyorlar. Yaşlı insanlar öyle değil. Geçmişteki insanların tavrına bakarak doğru bir müdahalede bulunduğumuz kanısındayım.‘’

 

Muharrem Koçak

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!