Kırım’da Kara Gün

Mayıs 17, 2020 0 Yorum Analizler , Dünya , Türkistan 78 Görüntülenme
Kırım’da Kara Gün

18 Mayıs 1944 tarihini çoğu kişi, sıradan bir gün olarak görüyor. Fakat her şey göründüğü gibi değil. 18 Mayıs 1944 en az bir millet, bir ülke için tarihte ‘kara gün’ olarak kaydedildi.

Sabah saat 5 sıralarında Kırım Tatarlarının kapıları çalındı. Toplanmaları için 15 dakika verildi. Ve benim milletim, ‘vatan haini’ ilan edildi.

Kırım Tatarların Milli Hareketi üyelerinin yaptığı nüfus sayımına göre, İkinci Dünya Savaşı başlanmadan önce Kırım’da 560 bin Kırım Türkü yaşıyordu. Bunlardan, 137 bin kişi savaşa gitti. 1941 yılının Kasım ayında Kırım dağlarında 27 partizan ekibi görev yapıyordu. Partizan olarak savaşanların sayısından yüzde 50’si, dağları daha iyi bilen Kırım Tatarları idi.

Aklınızda, “Sovyetlerin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için düşmanla karşı karşıya savaşan insanlar, nasıl da ‘vatan haini’ ilan edilebilir?” sorusu canlanabilir. Bu soruyu yanıtlamak için, anlatımımı 1944 yılının 18 Mayıs sabahından itibaren başlayacağım.

18 Mayıs sabahı…

Daha gün doğmadan her yer karanlıkken kapılar tek tek çalınmaya başlandı. İnsanlara, “Toplanmanız için 15 dakikanız var, yanınıza birkaç gün için eşya ve yiyecek alın” denildi. Hiç bir açıklama yapılmadan insanları, şehir ve köy meydanlarında topladılar. Korku içinde olan yaşlılara, kadınlara ve çocuklara “Sizler, Almanlar’la iş birliği yaptığınız için vatan hainleri ilan edilerek Kırım’dan Türkistan’a sürgün ediliyorsunuz” açıklaması yapıldı. Oğulları, kızları, kocaları ve babaları savaşta savaşıp can verenlerin anne-babaların, eşlerin ve çocukların o anki şaşkınlığı tahmin edebiliyor musunuz?

İnsanlar, sürgün operasyonun son dakikasına kadar, olup bitenlerin bir hata olduğunu sanıyordu. Fakat ortada hiç bir hata yoktu. Önceden en ince ayrıntısına kadar planlanan bir operasyon söz konusuydu. İnsanları: yaşlı, kadın, hamile, engelli, çoçuk ayırt etmeden herkesi hayvan vagonlarına zorla bindirdiler. Kaçmaya çalışanları ise, arkadan vurdular veya üstüne köpek saldılar.

Lakin burada da Stalin’in emrini yerine getirenler hata yaptı. Panik içinde terk edilen bazı evlerde çoçuklar kaldı. Ruşçayı bilmeyen Kırım Tatar anneleri, evlerinde çoçukların kaldığını anlatmaya çalıştığında askerler buna kulak asmadı. Ne yaptılar biliyor musunuz? Evler boşaltıldığı zaman kapıları ve camları tahtayla çivilediler. Hiç bir suçu olmayan çocuklar,  canlı canlı ölüme terk edildi.

20 Mayıs …

Sürgün operasyonu sona erdi ve Kırım’ın kuzey doğusunda yer alan birkaç köyü sürgün etmeyi unuttukları ortaya çıktı. Hatayı kapatmak için orada yaşayan insanları gemiye bindirdiler. Sonra ise, gemiyi Karadeniz’in ortasında insanlarla birlikte batırdılar.

İkinci Dünya Savaşı’nın başlanmasıyla birlikte, Vatan ve barış içinde geçecek bir gelecek için savaşa gidenler haricinde Kırım’da 432 bin 100 Kırım Tatarı yaşıyordu. Bunlardan yaklaşık 200 bin kişi çocuklar, 178 bin 600 kişi kadın ve 45 bin 500 kişi yaşlılar ve savaşta yararlanıp eve dönen erkekler idi. Hepsinin kaderi bir gecede değişti. Her biri, bir gecede vatan haini ilan edilerek Vatanından sürgün edildi.

“Ya peki cephede savaşan askerler ne oldu?” diye sorarsanız savaşın son gününe kadar onlara sürgün hakkında bir söz bile söylenmedi. Onlar cephede Sovyetler Birliği için savaşırken Kırım Tatarları vatan hainleri konuma getirilidi. Savaş bittikten sonra bütün Kırım Tatar askerleri, önce Rusya’nın Ural bölgesine gönderilip maden ocaklarında çalıştırıldı. Sonradan ise, onlar da Türkistan’a sürgün edildi.

Savaşın başlanmasının ardından cepheye giren 137 bin askerden 1944 yılına kadar 57 bini şehit düştü. 80 bin Kırım Tatar askeri ise Sovyet Birliği Ordusunun Berlin’i fetih edene kadar düşmanla savaştı.

Sürgünün ilk bir buçuk yılında aziz milletimin 195 bin 471 incisi hayatının son nefesini verdi. Bu korkunç yolculuk esnasında ölenleri gömmeye bile izin vermeyenler tren durduğu zaman vagon kapılarını açıp ölüleri yol kenarına atıyordu. Askerlerin böyle vahşi bir davranışından sonra, hiç bir suçu olmayan ve ölüme terk edilen insanların cesetleri ne haldeydi artık siz düşünün.

Kaç aile bir birini kaybetti…

Kaç aile bir birini bulamadı…

Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi sürgün yerlerinde Kırım Türkleri’ne iş verilmiyordu. İnsanların yiyecek bir şeyi bile yoktu. Anneler ve ablalar, çocukları ve küçük kardeşleri açlıktan ölmesin diye ottan yemek pişirmek zorundaydı. Yanına un veya buğday alanlar o şartla altında en şanlsı kişiler idi. Bazıları, yanına dikiş makinesi gibi aletleri aldıkları için sürgün yerlerinde el beceriyle az da olsa para kazanma fırsatını elde edebildi. Veya kadınların baş giyisi olan fes üzerinde dikilmiş altın kuruşları satarak yiyecek bir şeyler satın alınmaya çalışıldı.

İnsanlar, yaşam için hiç uygun olmayan yerlerde günlerini geçiriyordu. Kimi son gününü, kimi ise hayatı boyunca hatırlayacak en korkunç günlerini.

Aklınızda şu soru doğabilir, “Kırım Tatarları, yaşadıkları bütün bu haksızlık ve zorlukları yüzünden yıkılmak yerine tam tersine nasıl dirindi ve sonunda Vatana dönebildi?”

Çünkü bizler özgürlüğü tatmış ve elinde etmiş bir milletiz. Bizim damarlarımızda, eski zamanlardan beri işgalcilere karşı direnen atalarımızın kanı akıyor. Bizler umudu kesmek yerine her gün, her saat, her dakika umutla yaşayan ve umudu yaratan bir milletiz. Kırım Tatarları, dayanma güncünü ataların, nene-dedelerin yaşadığı haksızlıklardan alıyor. Çünkü onlar kabullenmek yerine Vatan için mücadele vermeyi seçtiler. Bizler yeni nesil olarak bu mücadeliyi kahramanca veren atalarımıza yakışmak zorundayız. En önemlisi, bizler şartlar ne olursa olsun her zaman Kırım’a dönecek bir milletiz. Çünkü Kırım bizim için sadece bir yarımada değil. Kırım bizim tarihimiz, kimliğimiz ve hayat damarımız. Kırım bizim Vatanımız.

Millet! Vetan! Qırım!

 

Aishe Mustafaieva

 

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!