Kültürümüzde yaşattığımız Şamanizm ritüelleri

Aralık 7, 2020 0 Yorum Balkanlar , Kafkasya , Türkistan , Türkiye 89 Görüntülenme
Kültürümüzde yaşattığımız Şamanizm ritüelleri

Türklerin eski inancı olan Şamanizm’den gelen birçok adet, gelenek ve görenek günümüzde de kültürel anlamda hâlâ  devam etmekte. Geçen zamana ve değişen coğrafyaya rağmen bu gelenekler Türklerin yaşadığı farklı bölgelerde benzerlik göstermektedir.

İnsanların ihtiyaç veya çaresizlikleri bütün dünyada aynıdır. Ancak bu ihtiyaçlara  karşı geliştirilen çareler farklılaşabilmektedir. Bu farklılık farklı kültürlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Her uygulama bir ihtiyaçtan oluşur. Kültür de din, coğrafya, vatan ve etnik bağlar gibi ortak geçmişin birikiminden doğar.

Günümüzde Türklerin yüzde 90’ı İslam’ı benimsemiş, yüzde 10’u Hıristiyan, Yahudilik, Budizm ve Şamanizm dinlerini yaşatmaktadır. Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk halkları, farklı dinlere mensup olsalar da eski dinlerinin bazı ritüellerini de devam ettirmektedir. Bu gelenekler Türk örf adetlerinde güçlü bir şekilde yer edinmiş ve doğumdan ölüme kadar günlük yaşamın her alanında görülmektedir.

Ağaçtan beklenen bebek

Türkistan ve Anadolu’da görülen ağaç, taş ve su kültü dikkat çekiyor. Çocuğu olmayan kadınların dua edip, ağacın altından geçerek çocuk istemeleri Şamanizm’den kalma bir adettir. Aynı şekilde taş veya şifalı su da bu geleneğin parçası olabilmektedir. Bu adet hem Türkistan’da hem Anadolu’da gözlenmektedir. 

Türklerin kutsal kültlerinden olan ağaç sadece Türkistan ve Anadolu’da değil aynı zamanda Macar inanışında da yer almakta. Anadolu ve Altaylar’da ağaca bez bağlama geleneği de Şamanizm’in öğretilerindendir. Eskiden yolcular dağ zirvelerini geçerken zirvelerin kendilerine geçit vermesi için dağ başındaki ağaçlara bez bağlarlarmış. Aynı şekilde kutsal sayılan şifalı su yanındaki ağaçlara da bez bağlanırmış. Bugün için ise bu Şamanist ayinlerin içeriği değişmiş ancak davranışın kendisi kaybolmamıştır.

Havada uçuşan paralar

Türkistan ve Anadolu Türklerinin evlenme törenlerindeki ortak nokta geline saçı saçmaktır. İbrahim Dilek ve Abdülkadir İnan’ın da altını çizdiği gibi, “Avcılık devrinde avın kanı, yağı ve eti, çobanlık devrinde süt, kımız, hayvan yağı, çiftçilik devrinde darı, buğday, meyveler saçı olarak kullanılmıştır”. Bugün bu gelenek Altaylar’da votka, et, peynir ve kımızla; Türkistan’da para, kurut, şekerle; Anadolu’da ise çeşitli tahıl veya tarım ürünlerine para karıştırılarak sürdürülmekte. Şamanizm’de bu törenin nedeni yeni gelen gelinin eşinin ataları ve onların koruyucu ruhları tarafından kabul edilmesidir. Günümüzde yeni çiftin bereketli bir yuva kurması için yapılmaktadır.

Albastı mı bastı?

Hâlâ Şamanist olan Türkler’de “Alkarısı”, “Albastı” diye adlandırılan kötü ruhun bulunduğuna dair inanç sürdürülmekte. Bu inanca göre alkarısı özellikle lohusa kadınlara bulaşır. Doğum yapan kadının ve çocuğunun 40 gün dışarıya çıkmama, kırk gün sonra bebeği kırk kaşık suda, kırk fasulye ile yakama gibi gelenekler bu ruhla ilgili ritüellerdir. Albastı ve benzeri kötü ruhların yeni doğmuş bebeğe bulaşmaması için çocuklarına Yaşar, Durmuş, Satılmış gibi isimler koyarlar. Şamanizm’e göre Albastı ruhu kırmızıdan korkarak kaçar. Genel olarak yeni doğum yapan kadına, mezar başına kırmızı kurdele bağlanması Şamanizm’den kalmadır. Yeni gelinin beline kırmızı kurdele bağlanması köken olarak “bakireliğin” simgesi değil,  yeni gelini kötü ruhlardan korumayı amaçlar.   

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!