Onikiada Türklerinin Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri

Kasım 30, 2020 0 Yorum Analizler , Türkistan 36 Görüntülenme
Onikiada Türklerinin Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri

“Ege Adaları Türklerinin Türk Dünyası  İle Bağlantısı Ve Güncel Sorunları-1“ adlı yazımızda  özetle Rodos ve İstanköy adalarının Türk Dünyası ile bağlantısı üzerine durulmuş ve Ada Türklerinin  kültürel soykırımında Rusya’nın Dolaylı Etkileri kısaca anlatılmıştı. Daha sonra Türklerin  kültürel soykırımına bağlı olarak; “Vatandaşlık Sorunu”, “Eğitim ve Türkçe Öğrenme Hakkı Sorunları” ve “Din ve İbadet Sorunu” gibi konular okurların bilgilerine sunulmuştu.

İkinci yazımızda ise  birinci yazımızın devamı olarak Ege Adaları Türklerinin; “Örgütlenme  Sorunu”, “Osmanlı Türklerinden Kalan Kültür Mirasının Korunması Sorunu”, “Vakıflar Sorunu”, “Nefret ve Baskı Ortamı Sorunu” gibi konular irdelenecektir. Daha sonra  “Rodos Ve İstanköy Türklerinin  Kültürel  Soykırımını Önlemek İçin  Çözümler” konusunda kimi önermelerde bulunulacaktır. Son olarak  Türklük Dünyası’nda   kültürel alandaki ilişkilerin geliştirilebilmesi için  kimi önerilerimi satır başlıkları ile dile getireceğim.

Onikiada Türklerinin Güncel Sorunları:

Örgütlenme Sorunu

Yunanistan Anayasası’nda Örgütlenme Özgürlüğü, 12. Maddesinde  güvence altına alınmış temel bir haktır. Bununla birlikte Batı Trakya’da olduğu üzere Rodos ve İstanköy Türklerinin, “Türk” olarak tanımlayan örgütler kurmaları olası değildir. Yunanistan, etnik azınlıkların yasal statüsünü tanımamakta ve onların kamu düzenini bozduklarını varsaymaktadır.

Avrupa Mahkemesi’nin derneklerin “Türk” adıyla yeniden açılması yönündeki kararına karşın, Yunanistan bu kararı uygulamama konusunda direnmektedir. Bu nedenlerle, Yunanistan’da içinde “Türk” geçen derneklerin kurulması bir sorun olmuş, Türklerin kendilerini tanımlamak için yeni terimler bulmaktan başka bir çaresi kalmamıştır. Rodos’ta Türkler, “Rodos Müslüman Kardeşler Derneği”nde, İstanköy’de ise “İstanköy Müslüman Kardeşler Derneği”” adıyla örgütlenmişlerdir. Onlar için tek çare kendilerini Müslüman olarak tanımlamaktan geçmektedir. Oysa, Rodos’da Britanya işgali sırasında bile “Türk” adıyla örgütlenme özgürlüğü kabul edilmişti.

Osmanlı Türklerinden Kalan Kültür Mirasının Korunması Sorunu

Rodos ve İstanköy’de Osmanlı Türkleri’nden kalan kültür mirasımızın bakımı ve tamirlerine izin verilmemekte, tamirler göstermelik olmakta ve eserler zamanın tahribatına bırakılmaktadır.

Örneğin Rodos adasında ünlü Süleymaniye Medresesi yıkılmak istenmiştir. Süleymaniye Medresesi, Türk çocuklarına ilk, orta ve lise eğitimi vermek üzere 1876 yılında inşa edilmiş tarihi bir binadır. Yunan hükümeti, Süleymaniye Medresesi’nin altında bulunan eski St. Jean Kilisesi’nin ortaya çıkartılmasını bahane ederek medresenin temelini kazmaya başlamış ve bu okulu kapatmıştır. Aslında bu medrese, Rodos Türklerinin kurmuş oldukları Evkaf Dairesi’ne aitti, ancak daha sonra medreseye yasal bir kılıf bulunarak Yunanistan Kültür Bakanlığı el koymuş bulunmaktadır. Süleymaniye Medresesi’nin yıkımı, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin ulusal ve uluslararası düzeyde yapmış olduğu girişimler sonucu bugün için durdurulmuştur.

Süleymaniye Medresesi, 2016 yılının başlarında da Yunanistan’ın Ege Üniversitesi’ne devredilmiş bulunmaktadır.

Rodos’ta bulunan camiler ise tadilat gerekçesi ile kapatılmış bulunmaktadır. Bugün yalnızca İbrahim Paşa Camii ibadete açıktır. Süleymaniye Camii’nin açılması için yapılan müracaata camiinin UNESCO tarafından tarihi eser olarak vasıflandırılması nedeni ile ibadete açılamayacağı cevabı verilmiştir. Daha sonra başlatılan restorasyon çalışmaları onlarca yıl sürdürülmüş, çalışmalarında ise Osmanlı Desenleri değiştirilmiştir.2012 yılında onarım çalışmaları tamamlanan cami, Ramazan ve Kurban Bayramlarında ibadete açılmaktadır. Caminin müze olacağı bildirilmektedir.

Benzer şekilde Ali Hilmi Paşa Camii, Kıbrıs Evi olarak kullanılmak üzere Rodos belediyesi tarafından restore edilmiştir.

Özet olarak, Rodos ve İstanköy Osmanlı Türk-Mimarisi, zamanın tahribatına bırakılmış bulunmaktadır. Örneğin Ortodoks mekanlar ayrıcalıklı tutulurken Türk-Müslüman camileri, görünmez, hatta minaresiz ve kubbesiz bir şekilde tanınmaz bir duruma getirilmiş, kimilerinde de göstermelik ve uzun süren restorasyonlar yapılarak göz boyanmak istenmektedir.

Vakıflar Sorunu

Rodos ve İstanköy’de vakıf sorunu da şöyle özetlenebilir. İtalyan Yönetimi’nce, Evkafa (Vakıf) ait malların bir komisyon tarafından idare edilmesi kararlaştırılmıştı. 1947 yılında adaların Yunanistan’a geçmesinin ardından ise bu doğrultuda,517/1947 sayı ve tarihli bir yasa çıkartılmıştır. Bu yasada şöyle deniyordu: “Adalarda yürürlükte bulunan karar ve kararnameler, Yunan yasalarına aykırı olmamak koşulu ile gerekli kanunlar çıkarılıncaya kadar geçerlidir.” Ancak adalarda baskı ve yok etme siyaseti uygulanmaya başlamış ve ilk olarak cemaat ve vakıf yönetimini denetlemek için hükümet murahhasası atanmıştır.

1965 yılında Cemaat Başkanı Sadettin Nasuhoğlu’nun ölümünün ardından cemaat ve vakfa ait değerli eser ve taşınmazlar, satış ya da hibe yoluyla azınlığın elinden alınmıştır.

Rodos Türklerini temsil eden Cemaat-i İslamiye (İslam Cemaati İdaresi), Evkaf İdaresi’nin üzerinde denetleme yetkisini sahipti. İslam Cemaati Başkanı Ziyaettin Pekmezci’nin 1980 yılında Evkaf İdaresi Başkanlığına atanmasıyla Cemaat İdaresi ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde Evkaf İdaresi de Yunan Devleti’nin mutlak denetimi altında bulunmaktadır. İslam Cemaati İdaresi’nin ortadan kaldırılması sürecine paralel olarak, Yunan Devleti Rodos ve İstanköy’de yaşayan soydaşlarımıza ait vakıflara müdahalede bulunmaya başlamıştır.

1967 yılından itibaren cemaat ve vakıf idaresini denetlemek amacıyla Yunan makamlarınca Hükümet murahhası atanmaya başlanmıştır. Ayrıca, hukuki olarak vakıf mallarının satılmasının yasak olmasına karşın, birçok vakıf malı Yunan makamlarınca atanan vakıf idarecileri tarafından bağışlanmış ya da değerlerinden daha düşük bir fiyata satılmıştır Bu bağlamda soydaşlarımızın da vakıf mallarının satılması konusunda açılan ihalelere katılmaları yasaklanmıştır.

Bugün, Rodos ve İstanköy’deki vakıflar yüzde 0,6 oranında emlak vergisine tabidir. Başka bir deyişle Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklere ait vakıfların taşınmazlarından, ticari kuruluşlar ile aynı oranda emlak vergisi alınmaktadır. Diğer kısıtlara ek olarak getirilen ağır vergi borçları altına giren vakıfların, sahip oldukları mülkleri onarma olanağı da bu şekilde yok edilmiştir. Bu da, uygulamanın ne kadar ayrımcı olduğunu göstermektedir. Diğer yandan Yunan hükümetleri, Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları sattırmakta, Evkaf Dairesi güçsüzleştirilmektedir. Yunan Hükümetleri bu uygulamayı, ne yazık ki bazen kendilerine verilen emanete ihanet eden kişileri Vakıf Yönetim kurullarına atama yaparak gerçekleştirmektedir.

Aslında Yunanistan’daki Türk vakıfları, 1923 Lozan Barış Antlaşması öncesinde Osmanlı Devleti Hukuk Sistemi’ne uygun olarak kurulmuşlardır ve bugün de Osmanlı Hukuku, İslâm Hukuku ve ikili antlaşmalara uygun olarak yönetilmeleri gerekmektedir. Bu bağlamda bilinen, ancak dile getirilmekten kaçınılan bir gerçek de, Evkaf Nizamnamesi’ne göre “Vakıf Malının alınamaz, satılamaz, mülk edinilemez ve miras olarak taksim edilemez” olmasıdır.

Anlaşmaya göre, Evkaf Nizamnamesi uyarınca şimdiye değin gerçekleştirilen satış ve bağış işlemlerinin tümü geçersizdir.

Nefret ve Baskı Ortamı Sorunu

Geçmişten günümüze değin Rodos ve İstanköy’de Türklere karşı nefret ve baskı ortamı sürdürülmüştür. Türkiye Cumhuriyet tarafından 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Hareketi sırasında birçok Türk’ün işkence gördüğü, bir Türk’ün de öldürüldüğü biliniyor. Bugün için nefret ve baskı ortamı azaltılmış gibi görünüyor.

Bununla birlikte Rodos ve İstanköy’de baskı ortamı yerel basında yer alan haberler ile sürdürülüyor. Örneğin 2000 yılında kurulan tarihinde Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği Rodos Müslümanları Kültür Derneği için yerel gazeteler “Ankara’nın ajanı” yazdılar. Rodos ve İstanköy’de nefret temelli saldırılar da yaşanıyor. Kabapınar Kadın Cem Evi, İstanköy Belediyesi tarafından yıktırılarak yerine park yapıldı. İstanköy’de ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii ve Lonca Camii, sprey boya ile boyandı. Geçtiğimiz 23 Aralık 2010 tarihinde de Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği’ne kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce saldırı düzenlenmiştir. Gazeteler yansıyan bilgilere göre saldırganlar dernek kapısı önündeki paspasa benzinle ıslatılmış bez parçalarını yakarak atmışlar, alevlerin etkisi ile dernek camlarından kimileri kırılmıştır.

Diğer yandan, Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonuç olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi için tam bir travma olmuştu. Bu travma Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklere de baskı olarak yansıtılmıştır. Bu konuda anlatılara ait çok sayıda örnek vermek olasıdır. Kıbrıs olayları ile Rodos ve İstanköy Türklerine karşı ortaya çıkan nefret ve baskı, bir yandan Yunan algısındaki olumsuz Türk imgesini yansıtırken, bir yandan da Türkiye’ye göçü hızlandırmış bulunmaktadır .

Nefret ve baskıdan Türkiye’de örgütlenmiş olan Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği bile payını almaktadır. Özet olarak şu söylenebilir; Rodos ve İstanköy’de Türklerin varlığı, fetih öncesine, 1483 yılına kadar uzanıyor. Ancak Yunanistan’a göre Türkler, yalnızca Müslüman Yunan vatandaşı olarak görülüyor. Türklere yönelik asimilasyon politikaları ne yazık ki devam ediyor. Bugün Türklerin dini, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar giderek çözümü zor bir boyut kazanmış durumdadır.

Sorunların çözümü için Yunanistan’a baskı yapmak gereklidir. Bunların bir kısmı adalarda yaşayan Türkler tarafından bile yapılabilir. Söz gelişi, İslam Cemaati ve Müftülük makamının iptal edildiğine dair her hangi bir kararname yoktur. Bu nedenle hukuki yolu kapanmamış olan bu iki makamın yeniden oluşturulması için harekete geçmek gerekli olmaktadır. Ancak bunun için öncelikle adalarda yaşayan Türklerin eyleme geçmesi zorunludur.

RODOS VE İSTANKÖY TÜRKLERİNİN  KÜLTÜREL  SOYKIRIMINI ÖNLEMEK İÇİN  ÇÖZÜMLER

“Rodos ve İstanköy Türklerinin  Kültürel  Soykırımını Önlemek İçin Çözümler” aşağıda belirtilen maddeler halinde özetlenebilir.

  • Türk kimlikleri kabul edilmeli ve kültürel kimlikleriyle örgütlenmelerini engelleyen yasa ve baskılara son verilmelidir.
  • Türk çocuklarına çift dillilik temelinde en azından ilköğretim düzeyinde Türkçe öğrenme hakkı, bir başka deyişle anadil eğitimi hakkı sağlanmalıdır.
  • Rodos ve İstanköy Türklerinin Müslümanlık eğitimi önündeki engellerin kaldırılmalıdır.
  • Rodos, İstanköy ve Onikiadalardaki Osmanlı Türklerinden kalan kültürel eserlerin korunmasına, bakım ve onarımına Yunan hükümetleri özen göstermelidir.
  • Rodos ve İstanköy Vakıf Malları Yönetim Kurumu üyelerinin, Rodos ve İstanköy Türkleri arasında yapılacak özgür bir seçimle gelmeleri gerçekleştirilmelidir.
  • Yunan hükümetlerince kamulaştırılan vakıf eserlerinin amacına uygun olarak kullanılması için iadesi, örneğin Süleymaniye Medresesi’nin çift dillilik temelinde yeniden Türkçe öğrenim-eğitim yapan kuruma dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
  • Türk-Müslüman mezarlarının, bu bağlamda Murat Reis Külliyesi mezar taşlarının vandalca yok edilmesi engellenmelidir.
  • Zaman zaman ortaya çıkan nefret ve baskı ortamının sona erdirilmelidir.
  • Yunan vatandaşlığından silinen Rodos ve İstanköy doğumlu Türklerin vatandaşlık hakları iade edilmelidir.
  • Yunanistan ders kitaplarında Türk düşmanlığını işleyen görüşler ortadan kaldırılmalıdır.

Özetle; Rodos ve İstanköy Türklerinin sırasıyla Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Antlaşmalar  ve de Yunanistan Anayasası’nda güvence altına alınmış sosyal ve kültürel hakları Yunanistan  tarafından verilmelidir.

SONUÇ

21. yüzyıl Asya Dünyası’nın öne çıktığı bir yüzyıl olacaktır. Asya Dünyası’nda ise Türklük Dünyası’nın önemli   bir yer işgal edeceği açıktır.

Türk Dünyası’nı oluşturan devlet ve halklar arasındaki kültürel ilişkiler, sadece Türk Dünyası’ndaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için değil, aynı zamanda “Türk Dünyası Kültürü”nün korunması ve geliştirilmesi için de ayrı bir öneme sahip olacaktır.

Bu bağlamda, Türk Dünyası’nda oluşturulan “Türk Keneşi”, “Türk Aksakallar Konseyi” ve  “Türk   Akademisi” gibi kurumların  çalışmaları geleceğe ait umutları beslemektedir.

Bir Rodos Türkü  ve bir akademisyen olarak amacın ve hayalim, Ankara’da ya da Bakü gibi Türklük Dünyası’nın başkentlerinde basılı  bir bilim, kültür ve edebi kitabın bütün Türk Dünyası’nda okunmasıdır.

“Bu  amacın  gerçekleştirilmesi için  kültürel alandaki ilişkilerinde  neler  yapılmalıdır?” konusunda kimi önerilerimi satır başlıkları ile dile getirmek isterim.

  • “Abece  Birliği” konusunda başlatılan  çalışmalara hız verilmelidir. Türk Dünyası’nın ortak abece sisteminin “Latin Alfabesi” olduğu, gelişmelerle ortaya  çıkmıştır.
  • Türk Dilleri arasında geniş kapsamlı sözlük çalışmaları başlatılmalıdır.
  • “Türk Lehçeleri Mütercimliği” geliştirilmelidir. Günümüzde diplomasi ve iş dünyasında Türk dilleri arasında  doğrudan çeviriler yapılması yerine, yeterli sayıda ve kaliteli Türk lehçeleri tercümanlarının olmayışı  nedeniyle çeviriler İngilizce ve Rusça üzerinden yapılmaktadır. Sözgelişi, Derneğimizin üye olduğu ve Avrupa Halkları Federal Birliği (FUEN)’nin bir alt çalışma komisyonu olan Türk Çalışma Grubu’nda Rusya’dan gelen Türk soylularla iletişimimiz, Rusya’nın çevirisi ile olmaktadır.
  •  Türk Dilleri arasında bilgisayar çevirisi teknolojisi geliştirilmelidir.
  •  “Türk Dünyası Ortak Üniversitesi” kurularak bilim adamları arasındaki işbirliği güçlendirilmelidir. Bu kapsamda ileri teknoloji alanında  da işbirliği yapılmalıdır.
  •  Türk Dünyası’nın üniversite öğrencileri arasında , özellikle dil ve edebiyat bölümlerinde başlayan işbirliği kapsamında  bursların önemi büyüktür. Böylece “Türk Halkları” arasında dostluk  ve arkadaşlıkların pekiştirilmesi boyutlanacaktır.
  •  “Türk Dünyası Ortak Sinema ve TV Kurumu” kurulmalıdır. Türk Dünyası’nda ortak televizyon yayını, ülkelerin  kaynaşması ve gelişmelerinin  birinci elden  izlenmesi açısından önemlidir.
  •  Türk Dünyası’nda edebiyatçılar ve yazarlar arasındaki ilişkileri güçlendirecek “Türk Dünyası Yazarlar Birliği” kurulmalıdır.
  •  Türk Dünyası’nda kültürel eserleri tanıtacak ve  yeni eserlerin ortaya çıkmasını  sağlayacak “Edebiyat ve Sanat Ödülleri” tesis edilmelidir.
  •  Başlatılan “Türk Dünyası Kültür Başkenti” geleneği  geliştirilerek sürdürülmelidir.
  • “Türk Dünyası Diyanet İşleri Konseyi” kurulmalı, Türk Dünyası’nda din adamları arasında işbirliği ve bilgi alışverişi desteklenmelidir. Ancak burada, İslam  dini dışında inançları olan, Gagavuz Türkleri gibi Türk toplulukları  da ihmal edilmemelidir.  Bizi bağlayan en önemli kültür ögesi, konuştuğumuz Türkçedir.

Sonuç olarak, kültürel alandaki  çalışmalar ile aydınlar ve halklar birbirini daha iyi tanıdıkça, “Türk Dünyası’ndaki  siyasi ve ekonomik alanlarda da işbirliği güçlenecektir. Bunun en somut göstergesi, içinde yaşamakta olduğumuz  Eylül, Ekim ve Kasım 2020 aylarında Türkiye ile Azerbaycan arasında  olmuştur.

Bu kapsamda, şunu da  anımsatmak istiyorum.

Yakın dönemlere değin Rodos ve İstanköy Türkleri, Türklük Dünyas’nında da unutulmuştu. «Ege’nin Unutulan Rodos  ve  İstanköy Türklerine sahip çıkılması», öncelikle  bir insanlık borcunun ötesinde Türklük Dünyası’nın  görevi ve borcudur.

 

Mustafa KAYMAKÇI

Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

Önceki Yazılar…

 

Onikiada Türklerinin Türk Dünyası ile Bağlantıları ve Güncel Sorunları

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!