Terör olaylarında “son dakika” etiğine ne kadar önem gösteriyoruz?

Ocak 12, 2019 0 Yorum Analizler , Medya 61 Görüntülenme
Terör olaylarında “son dakika” etiğine ne kadar önem gösteriyoruz?

Terör geçmişten günümüze toplumların en önemli sorunlarından biri olmuştur. Ulusal ve uluslararası önlemlerle, işbirlikleriyle ve terörle mücadele stratejileriyle bu sorun aşılmaya çalışılmaktadır.

Tüm bunlar yapılırken toplumun en önemli haber alma kaynağı olan medyaya da önemli roller düşmektedir. Dolayısıyla terör olaylarının medya temsillerindeki haber içerikleri, haber dili, kullanılan görseller ve söylem üzerindeki hassasiyet artmaktadır.

Yeni dünya düzeninde önemli bir konuma sahip olan kitle iletişim araçlarının terör eylemlerinin üzerinde de belirleyiciliğinin olması kaçınılmazdır. Günümüzde terör olayının başarısı her şeyden önce iletişimdeki etkinliğine bağlı olmaktadır. Bundan dolayı haber alma özgürlüğü yanında terör haberlerinin medyada sunumu sorumluluk gerektirmektedir.

Kitlelere korku salmak, güvensizlik ortamı yaratmak, kendi varlığını kamuoyuna duyurmak ve eylemlerini meşru hale getirmek terörizmin temel amaçlarındandır. Hiç kuşkusuz ki bu amaçları gerçekleştirmede faydalandıkları en önemli araç medyadır. Aynı zamanda terör eylemlerinin kendisi de bir mesaj niteliği taşımaktadır. Bu mesajın dünya çapında yayılarak kitlelerin dikkatinin çekilmesi terör örgütlerinin nihai hedefidir.

Medyanın terör söz konusu olduğunda ilk olarak korkuyu yayma etkisi vardır. Oysa korkunun yayılmadığı durumlarda teröristlerin saldırıları terör haline dönüşemez ve duyulmayan bir terör saldırısı aslında gerçek bir terör saldırısı haline gelemez. Terör için medya oksijen gibidir. Teröristler medya sayesinde amaçlarına ulaşmaktadır.

Bugün çok gelişmiş ve demokrasi ile yönetilen ülkelerde bile terör en önemli sorunlardan biridir. Fransa, İspanya, Amerika, Almanya, İngiltere, İtalya, gibi gelişmiş ülkelerde de kimi zaman terör gündemin en üst sıralarından birini işgal edebilmektedir. Amerika’da yaşanan 11 Eylül Saldırısı, Fransa’daki mizah dergisi Charlie Hebdo’ya 7 Ocak 2015’te yapılan saldırı bu ülkeleri olduğu gibi dünya gündemini de uzun süre meşgul etmiştir. Terör haberlerinin medyada verilme şekli Türkiye’de olduğu gibi bu ülkelerde de uzun süredir tartışma konu olmuştur.

Geçmişten günümüze terör haberlerinin veriliş biçimi hakkında çeşitli tartışmalar yapılmıştır. Savaş ve terör olayları, insanların haber alma ve ifade özgürlükleri kısıtlanmadan nasıl verilebilir konusu üzerinde uzun süre durulmuştur. Bunun sonucunda gelişmiş ülkelerde ve uzun süredir terörle mücadele veren Türkiye’de bir takım prensip kararları geliştirilmiştir.

Haberin seçiminde en önemli ölçütlerden biri güncelliktir. Güncel gelişmenin bir an önce hedef kitleye ulaştırılması, gazeteciler için önü alınamaz bir yarışın da adıdır. Çünkü güncellik ilgi ölçütünün bir etkeni olarak bilinmektedir. Şiddet içerikli mesajların medya yoluyla sunumunda kamuoyunun ilgisinin ve dikkatinin bunlar üzerinde yoğunlaştırdığına dair ilk bulgular, 1960’lı yılların başında Vietnam Savaşı protestolarına kadar gitmektedir. Bu yıllarda ‘sembolik’ anlamlarla yüklü, başta BM binası önünde kendini yakma ve savaş karşıtı protesto eylemleri ile kamuoyunda bir ‘tepki iklimi’ yaratılmak istenmiş; bir hayli de yol kat edilmiştir.

Bu tür ‘sembolik’ eylemler, bir yerde terörizmin zaten arzuladığı ve büyük ölçüde başarılı olduğu korku, panik ve merak duygularının medya tarafından hem geniş kitlelere ulaştırılma ve hem de eylem sonrasında tekrar tekrar yinelenme şansı yarattığı içindir ki, önem kazanmış ve zaman içerisinde çeşitlenmiştir.

Kuşkusuz ki, terör eylemlerinin haber değeri vardır ve gazeteci de olup bitenleri kamuoyuna duyurmak ile sorumludur. Toplumsal sorumluluk kuramına göre medyanın temel amacı gerçekleri olduğu gibi yansıtmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Öte yandan terörün temel amacının da ortaya koyduğu ya da koyacağı eylemlerle medyada yer alabilmek, sesini duyurmak ve amaçları doğrultusunda kamuoyu yaratmak olduğu bilinmektedir.

Görsel kitle iletişim araçlarıyla terör eylemlerinin topluma sunulması terörist mesajlar için çarpan etkisi yaratmaktadır. Terör örgütleri eylemlerini medyaya göre ayarlayabilmektedir. İtalya’daki Kızıl Tugaylar Örgütü’nün eylem yaparken gazete satışlarının en çok yapıldığı günlerin bir gün öncesini seçmeleri buna en iyi örnektir. Terör örgütleri şiddet içeren bir eylem yaptıklarında, eylemin yerinin, zamanının, eylem sonucunda ortaya çıkan zararın büyüklüğünün ve eylemden sorumlu olan kişilerin yazılacağını bilmektedirler.

Terörle ilgili haberlerin medyada yer alması hakkında iki farklı görüş bulunmaktadır. Terör haberlerin medyada yer almaması gerektiğini belirtenler, bunun terör örgütünün propagandasını yapmak olacağını söylemektedir. Bu görüşü savunanlar, teröristlerin amacının varlıklarını duyurmak olduğuna işaret ederek, bu tür haber ve fotoğrafların medyada yer almaması gerektiğini düşünmektedir. Terör haberlerinin medyada yer almasını savunanlar ise gazetecinin işinin haber vermek olduğunu hatırlatarak; yorum katılmadan ve abartılmadan gerçeğin kamuoyuna gösterilmesi ve kamuoyunun aydınlatılması gerektiğini düşünmektedir.

Haber sunumunda terör eylemlerini gerçekleştiren örgüt veya teröristin kimliğinin duyurulmaması gerekmektedir. Nedeni de birçok eylemin sırf örgütün veya kişilerin varlıklarını duyurmak için gerçekleştirilmesidir. Eylemin sonuçlarının ve özellikle etkinliğinin belirtileceği bir üslupla verilmemesi gerekmektedir. Çünkü etkinlik, terör örgütlerinin en büyük amacıdır. Terör örgütlerini haklı olarak göstermek, terör olayına maruz kalan insanların, kurumların ve rejimlerin yıpranmasına neden olmaktadır.

Terör kurbanlarının, kan görüntülerinin mağdurların yakından çekiminin hiçbir ilkeyle, prensiple yakından ilişkisi olmadığı açıktır.Terör mağdurlarının ilk kez bir basın mensubuna haber vermesi ve onların mağduriyetini sömürmelerinin hiçbir etik değer ilealakasının olmadığını belirtilmesi gerekmektedir. Aslında, terör olaylarını habere sunarken, her bir medya kurumu tarafından; “ilk kez haberi ben vereyim” deniliyor.  Elbette,  haber değer taşıyorsa, haberi verirken, bir takım insanların haklarını da ihlal etmiyorsa haber mutlaka verilmelidir. Ancak, “Son Dakika” haberlerini ilk sunan medya kurumu olabilmek için teyit edilmeden sunulmaması gerekiyor. Ayrıca, haberleri paylaşırken toplumun ve devletin çıkarlarını göz önünde bulundurulması da gerekmektedir.

Etiği en geniş ifadeyle, ahlak ve ahlakilik üzerine düşünme, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verme seçim yapma ve bu seçimleri temellendirme ile ilişkili bir araştırma disiplinidir.

Medyadan kaynaklanan hatalardan güvenlik güçleri de zor durumda kalabilmektedir. Bu duruma bir örnek, 1994’te PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan’ın yakalanması için güvenlik güçlerinin hazırladığı planın, Takvim gazetesinde “Apo’nun öldürülmesi için tim hazırlandı.” başlığıyla verilen haberdir. Haberin yayımlanmasından sonra olası operasyondan vazgeçilmek durumunda kalınmıştır.

Medya bu tür haberler yaparken suçların ayrıntılarını ve yöntemlerini açık bir şekilde vermemeli, şiddet takdir edilip övülmemelidir. Bunun dışında şiddetin konuşulup tartışılabileceği, gerçeklerin kamuoyuna iletileceği kabul edilmektedir.

Medyada olayların geniş olarak verilmesi, birey ya da gruplarca yapılan şiddet olaylarıyla ilgili tetkiklerin çok geniş kitlelerce öğrenilmesine yol açmaktadır. Bu anlamda terörün nasıl yapıldığı konusundaki bilgiler, bu araçlarla bu teknikleri bilmeyenlere ulaştırmakta; bu haberlerin arkasından daha çok bombalama, daha çok uçak kaçırma, daha çok tehdit olaylarına sebep olabilmektedir. Bunun özellikle çeşitli ruhsal bozukluklara sahip olanlar üzerinde etkisi olduğu çeşitli araştırmalarla desteklenmektedir. Bu sebeple terör olayları ile ilgili verilen haberlerde detaylardan kaçınılmalıdır. 11 Eylül Saldırıları ardından İslam, terörizmin kavramını çağrıştırmaya, hatta aynı anlama gelmeye başladı. Üstenin saldırıların üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen söz konusu durumunda en küçük bir değişiklik olmadı.Uluslararası medyada kimse Hindistan, Gucarat’ta üç bin kişi öldürüldüğünde Hindu terörizminden bahsetmedi. İsrailliler Gazze’de bombalayıp masum çocukları öldürdüğünde kimse buna Yahudi terörizmi demedi. Uganda’nın Hıristiyan hareketi yani Tanrı’nın  Direniş Ordusu Doğu Kongo’da bir milyondan fazla insanı öldürdüğünde kimse bunu Hıristiyan terörizmi olarak tanımlamadı.

Günümüzde topla tüfekle değil, küresel medya devlerinin aracılık ettiği kültür yoluyla sömürgecilikte hız kesmeyen Batı, adaletsiz dünya fotoğrafında gündemi belirlemeye devam etmekte.

Ulaştığımız veriler göstermektedir ki İslam’ın terörle bağdaşmadığı şimdiye kadar gerektiği gibi anlatılmamıştır. İslam merhamet dinidir, terörizme izin vermez.

 

 

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!