Toplumların hürriyeti onların hüviyetinde gizlidir!

Ocak 20, 2019 0 Yorum Analizler 289 Görüntülenme
Toplumların hürriyeti onların hüviyetinde gizlidir!

Dünyada insanın varoluş serüveni, tek insandan başlayıp çoğalarak topluma dönüşmesi, toplumdan dışlanarak, parçalanarak, öldürülerek sayılarının azalması ve zamanla tamamen yok olmasıdır.

Dil, insanların tümünün aynı bir çatı altında birleştiğini ispat eder. Bu çatının ismi çeşitli inançlara, farklı bilim dallarına göre değişmektedir.

Aynı çatıdan gelen tüm insanlar benzer özelliklerinin yanı sıra yaşadıkları coğrafyanın, kullandıkları dilin veya lehçelerin, bulundukları bölgedeki savaşların, siyasi olayların, sahip oldukları bilge adamların, inançların, yaşam tarzlarının ve kültürlerin etkisi altında kalarak ayrı kavimlere, toplumlara, milletlere bölünmüşlerdir.

Oluşmuş bu cemiyetlerin bir kısmı etnik kimlik, aynı dini inanç, kültürel benzerliği ön plana çekerek birleşmiş, cemiyetlerin bir kısmı ise az önce sıraladığım değerler bazında farkı olduklarını ileri sürerek üstün olmak yarışına girmişlerdir.  Bu parçalanma farklı düşüncelerin de var olması ile daha da hızlanarak artmaktadır. Kurulmuş devletlerle kabileler/ kavimler/ toplumlar/ milletler arasındaki savaşlar zamanla kalıcı hale gelmiştir.

Enformasyonun işlenerek bilgi haline gelişi ve bunun dünya üzerinde hızlı bir şekilde yayılması uzun bir zaman aldığından kısıtlı sınırlar içerisinde kalmış kabileler/ kavimler/ toplumlar/ milletler hoşgörü eksikliği yaşamaktaydılar. Bu bilgi eksikliği, sahip oldukları kimlikler arasındaki dengeyi bozarak, birini yücelterek, diğerinden vazgeçmeye neden olmuştur.

Bilime katkısı ve dünyaya medeniyeti ile örnek olmuş Endülüs’te yaşanan darbe ve isyanların arka planında da kimlikler arasındaki denge bozukluğu vardı. İnanç, bilim ve milli kimlikler arasında dengesizliğin topluma ve devlete yansıması sonucunda Endülüs gibi medeniyetlerin yok olmasına sebep oldu. Bu anlayışsızlığın bedeli, bir milletin sahip olduğu tüm değerlerle birlikte yeryüzünden silinmesiydi.

Tarihten izi silinmiş halklar sırasında Endülüs son halk değildi. Toplumların yok oluşu hala devam etmektedir. Nüfus ve otoriter açısından güçlü olan milletler, egemenliği altında yaşayan ve kendilerinden birçok değerlere göre farkı hesap ettikleri, zayıf gördükleri milletlere karşı hoşgörü göstermedikleri için onları yok etmeye çalışıyorlar.  İngiliz sömürgecilerinin Amerika’nın yerlileri olan Kızılderililere; sömürgeci imparatorlukların Afrikalılara, Güney Asyalılara; Çar Rusya’nın Kafkas haklarına, Türkistan Türklerine, Tatarlara; ve son 100 yılda durmadan şiddetini Türkistan’ın Doğusu Uygur Türklerine karşı artırarak yapılan yok etme politikası örnek gösterilebilir.

Uygur Türkleri insanlık için önemli şeylerin keşiflerinde bulunmuş, insanlığa fayda sağlamıştır. Son 100 yılda dünyaya çıkışı yasaklanmış bu millet, değerleri arasında seçimler etmiş, zenginliklerinin farkında olmamış, dünyayla bütünleşme sürecinden kenarda kalmış ve özgüvenini kaybetmiştir. İbn Haldun: “Geçmişi, önceden ne tür zorluklar yaşandığını unutanlar ve birbirleriyle çekişen toplumlar inanılmaz sıkıntılar çekmeye devam edeceklerdir” demiştir.

Gelecek 100 yılda varlığını sürdüre bilmeme tehlikesi ile karşılaşan, Kafkas halkları, Uygur milleti vb. topluluklar kimlikleri arasındaki dengeyi korumalı, değerleri arasındaki seçimi bir kenara bırakmalı, dilini koruyabilmek ve geleceğe nesillere ulaştırmak amacıyla akademik çalışmalar yapmalı, dünyayla bütünleşmeli, hiç bitmeyecek varlık mücadelesini hoşgörü ile devam ettirmelidir.

Toplumların hürriyeti onların hüviyetinde gizlidir!

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!