Yalan Haberin Yürüyüşü

Aralık 21, 2017 0 Yorum Analizler 859 Görüntülenme

Geçen asrın sonuna doğru dünyaya egemen olmaya başlayan Neo Liberal politikalar, hayatımızın belli ve önemli alanlarını yadırganmayacak şekilde etkilemeyi ve yeniden şekillendirmeyi başardı.

Başarmak kelimesi genel anlam itibarıyla olumlu olarak kullanılmasına rağmen buradaki başarı bizleri tamamen farklı mecralara götürebilmektedir. Özellikle medya sektörü bu başarıdan başlıca nasibini alanlardan oldu. Böylece, iktidar-medya-sermaye ilişkisi, sermaye lehine yeniden şekillenmeye başladı. Bu şekillenme medya araçlarını toplumun sözcülüğünden çok  sermayenin ve hegomonik güçlerin sözcülüğünü yapmaya doğru itti. Artık insanlık büyük bir yalan makinesiyle karşı karşıya olma riskinden kaçamayacaktı. Parayı veren sermaye, düdüğü çalmayı başaracaktı.

Medya kimilerini iyi veya kötü, kimilerini de haklı veya haksız gösterecekti. Bununla da var olan gerçekliğe  kendi gerçekliği ile alternatif  oluşturacaktı. Yani paranın sahibi olan, sizin mahalleden olmayana veya sizin gibi düşünmeyene rahatlıkla nefret etmenizi sağlaya bilmekteydi.  Malcolm X bu durumu  “Eğer dikkatli olmazsanız, gazeteler sizin mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise sevmenizi sağlar” şeklinde ifade ediyordu.

Yalan ve taraflı haberler ciddi bir sorun teşkil etmekle beraber bu sorunların bir adım ötesi veya yanı başındaki sorunlardan bir de bu haberlere inanma eğiliminde olan kitlenin varoluşudur. “Yalan haberlere inanma” üzerine yapılan çalışmalardan ortaya çıkan ortak düşünce şu şekildedir: “Eğer bir söylenti varsa ona inanan da vardır”.

Yeri geldiği için söylemeden edemeyeceğim iki fikir var. İlk olarak Sabahattin Ali’nin ifade ettiği “İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir.” İkicisi de Nazi Almanya’sının Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Dr. Joseph Goebbels’in kuramlarından bazı alıntlardır: “İnsanların beyin tembelliğine dayanarak hareket edin”, “yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır”, “bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser”.

Söylentilere inanmayla ilgili son zamanlarda yapılmış kapsamlı çalışmalardan  biri de New York ve Tufts Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılmıştır. Araştırmadan  çıkan sonuçlara göre bir söylentiye inanma olasılığınızın eğitiminizle, cinsiyetinizle, nerede yaşadığınızla hiçbir ilgisi yoktur. Bütün mesele söylentinin kendisi. Ama önemli olan söylentinin kişinin dünya görüşüne rahatlıkla yerleşip yerleşmemesi,  söylentinin içeriği ve sunulduğu sosyal ve politik bağlamdır. Özellikle  sosyal medya araçlarının belli bir algoritmaya dayanan içerik gösterme mekanizması  kullanıcılarına ilgilerini çekebilecek, etkileşime girecekleri içerikleri sunacak şekilde tasarlanmıştır. Dolayısıyla, kullanıcılar ekseriyetle sosyal medya  akışlarında kendi siyasi görüşlerine uygun içeriklerle karşılaşıyor, karşıt fikirlerden haberdar olmuyorlar veya haberdar olsalar bile belli bir algı oluştuktan sonra gördükleri için karşıt fikri otomatik olarak yanlış diye tanımlıyorlar.

Eğer okuyucu, izleyici, dinleyici ve kullanıcı olarak dikkatli olmazsak “Şeytana atılan taşlar parayla satılıyor”, “Suudi Arabistan’da kadınların araba sürmesine engel olan yasağın kalkmasının ardından erkekler araba süren kadınları dövdü”, “Umre’ye gitmek isteyen 120 kişilik kafileyi Rio Karnavalı’na götürdü” gibi aslı astarı olmayan, asıl amacın mukaddesatı hafife alarak Müslümanların kutsallarına saldırmak olan haberlere rahatlıkla inanabilirsiniz.

B.Russelin de dediği gibi “Ne kadar az bilirseniz, onu o kadar şiddetle savunursunuz”.  Yani yalan olduğunu bilmediklerimizin her zaman esiri olmaya devam edeceğiz.

Bir-birimize dua etmeyi unutmayalım.

 

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!