Türk Dünyasının Yükselişi ve İnişi

Eylül 22, 2019 0 Yorum Analizler , Türkistan 351 Görüntülenme
Türk Dünyasının Yükselişi ve İnişi

Bugün Türkistan, Kafkasya, Orta Doğu diye ayırdığımız bölgeler IX asırdan başlayarak aynı kültürde birleşmeye başladılar. Zamana lokal bir gözle bakarsak bölge batıdan çok şeye göre ilerdeydi. İlerici olmalarının sebepleri olarak aşağıdakiler gösterilebilir.

  1. Bilimle ilgilenmek isteğe, fıtrata, kişisel becerilere bağlıydı. Bilimle ilgilenen kişiler başarılarını kendi kişisel çabalarına borçluydular. Bu araştırmalar, kendinden sonra miras bırakmak, maneviyatı yükseltmek, sorumluluk duygusunu susturmak amaçlarına istinaden yapılmaktaydı.
  2. Yanlışlardan, ihtilaflardan, propagandalardan, günlük hayat koşturmasından, gelecek endişelerden uzak bir berrak akla sahip insanların olması,
  3. Herkesin her konuda değil, bildikleri ve uzman oldukları konularda konuşması, aynı zamanda birden fazla konuyu araştırma ruhuna sahip olması,
  4. Devlet yönetiminde bilge insanların karar verme mekanizmasında yer alma, olaylara müdahale etme hakkının tanınması,
  5. Üretim ve araştırma konusunda ahlaki bir rekabetin olması,
  6. Edebiyatın ve felsefenin birden fazla ekolden geçerek zamana ve şartlara göre değişmesi, değişilebilir olmasının kabul edilmesi,
  7. Her yeniliğin eski ile bağı kurulması, radikal değişimlerden uzak durularak, insan haklarının üstün tutulması vs.

Bölge bunun gibi üstün beceriler sahipken gün geçtikçe topraklarını genişletiyor ve kendi kültürünü sınırlarının ötesine taşıyabiliyordu. Bölgenin yükselişi bu yönde ilerlerken inişi de başlamış oldu.

Bölgenin iniş tarihi Çengiz Hanın “dünyaya hüküm etme” isteği ile başladı. Bu istek yukarıdaki değerleri derdest etti. Bugün bölgedeki halkın gözünde, bölgede ahlakı, ekonomik, devletle bağ sorunlarının oluşma sebebi olarak Çengiz Hanın devri görülmektedir.

Bu devir sürecinde çok sayıda âlimler öldürüldü ve neticede bilginin âlimden halka yayılma hiyerarşisi bozulmuş oldu. Gerçek ilim sahiplerinin yerini sahtekâr insanlar doldurmaya başladı ki bu da ehliyet ve liyakat anlayışını yerle yeksan etmiş oldu. Artık bilge insanlar hakikatin peşinde değil, canlarının teşviki içinde hayat yaşamış oldular ve hala da bu korku büyük bir oranla devam etmektedir.

Bölge XIV. asırdan itibaren lider yetiştirme kıtlığı ile karşı karşıya

İnsanı yetiştiren faktörler yavaş yavaş ortadan kalktığı için bölgede büyük ileri sıçramalar yapılamıyor. Lider olduğunu iddia edenler beylik, hanlık, şahlık, imparatorluk aşkına bürünerek ortak bir kültüre sahip bölgeyi bölmek, parçalamak, yaralamaktan başka sonuç elde edemediler. Yetişmemiş insanların yönettikleri bu idare sistemleri, halklara ve bölgeye kıyamete kadar zarar verecek, mezhepçi, ırkçı, radikalist, gayri-insanı ideolojiler empoze etti.

Yönetimin nefsi idaresi sivil insanların ölümleri ve giderek ilmi anlamda cahilleşmesine sebep oldu. Bilgi ulaşmak için soylu bir aileden gelme gereksinimi, kendisi ile sosyoloji bir sürü sorunu getirmekteydi.  Daha önceleri ise âlimler şehir şehir, köy köy gezer orada yeni öğrenciler yetiştirir ve böylelikle bölge halkının en aşağı tabasına ulaşarak bilinçlendirir ve bölgenin kalkınma temellerini oluştururdu.

Gücün ve bilginin sadece yönetimde veya seçilmiş insanlarda tutulması bölgenin ruhuna ve kültürüne ters bir davranış süreciydi.  Esasen göçebe yaşam tarzına sahip bu halkların her tabakası üretimde, siyasette, ekonomide, yönetimde belli bir rol almaya alışmışken belli bir zaman sonra bu hakları yavaş yavaş ellerinden alınmaya başladı.

Bölgenin durumu, yabancı güçlerin istilası ve asimilesi ile birlikte git gide kötüleşti. Rus milletinin, Altınordu Devleti ve Kırım Hanlığının zayıflaması sonrası devlet şeklinde ortaya çıkması bölge halkları için acılar doğurdu.

Rus Çarlığının sömürge planları ve Bolşeviklerin sürgün ve asimile politikaları bölgede yaşayan kaymak aydın tabakanın yok olmasına sebep oldu. Aydın insanların yeri uysal, sorgulamayan, milli ve kültürel değerlere önem vermeyen insanlar tuttu. Sovyetlerin dağılmasının ardından yeniden bağımsızlığını kazanan bu halklar “bağımsızlıklarına” teorik olarak kavuştular. Ama hala geçmişten gelen sorunlar bir türlü gerçek gelişmeyi getirmeye izin vermiyor.

Oysa değişim büyük gayret ve fedakârlık ister…

 

Devam edecek…

 

Yazar Hakkında

Mahammad Farajov

Ben Mahammad(Muhammad) Farajov. Azerbaycan Türklerindenim. 23 yaşındayım. Lisansımı Nahcivan Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Sağlık Yönetimi bölümünde Yüksek Lisansımı tamamladım. Bugünde, İstanbul Üniversitesinin İmmünoloji bölümünde ikinci yüksek lisansı eğitimime devam etmekteyim. Ayrıca, Tıp eğitimi yanı sıra, siyaset bilimi eğitimini gördüm. Şuanda, Kafkasya ve Türkistan bölgelerinde siyasi stratejiler araştırmacısı olarak bölgede olanları farklı bakışlardan araştırmaktayım.

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Henüz yorum yok.

Henüz yorum yapılmamış. Yorum Yap!